Soğuk Savaş’ın başlangıcı olarak kabul edilen 1945 sonrası dönem, Türk-Amerikan ilişkilerinde radikal bir paradigmayı beraberinde getirdi. Bu süreçte imzalanan Fulbright Anlaşması (Resmî adı: Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri Arasında Eğitim Komisyonu Kurulması Hakkında Anlaşma), yalnızca bir kültürel değişim programı olmanın ötesinde, ABD’nin küresel hegemonya projesinin Anadolu coğrafyasındaki en kritik ayaklarından biri haline geldi. Bu çalışma, anlaşmanın siyasi-stratejik boyutlarını Gramsciyen “hegemonya” ve Nye’ın “yumuşak güç” teorileri ışığında analiz ederek, Türk eğitim sisteminde yarattığı epistemolojik dönüşümü ele almayı amaçlamaktadır.
Jeopolitik Bağlam: Türkiye’nin Soğuk Savaş Doktrinlerindeki Rolü
1946’da Moskova’nın Boğazlar ve Kars-Ardahan üzerindeki talepleri, Türkiye’yi ABD’nin containment (sınırlama) politikasının merkezine yerleştirdi. George F. Kennan’ın “Long Telegram”ında (1946) vurguladığı üzere, Sovyet yayılmacılığına karşı çevreleme stratejisi, askerî yardımla sınırlı kalmayıp kültürel nüfuzu da gerektiriyordu. Bu bağlamda, 1947 Truman Doktrini (450 milyon $ askerî yardım) ve 1948 Marshall Planı’nın ardından, Fulbright Anlaşması, kültürel çevreleme (cultural containment) aracı olarak tasarlandı.
Dönemin Dışişleri Bakanı Dean Acheson’un 1950’de Senato’ya sunduğu raporda, “Türk gençliğinin Batı değerleriyle yetiştirilmesinin, Doğu Bloku’na karşı en etkin savunma mekanizması olacağı” vurgulanmıştı . Bu ifade, anlaşmanın temel felsefesini özetlemektedir.
Anlaşmanın Hukuki Çerçevesi: Egemenlik İhlali Tartışmaları
18 Mart 1950 tarihli 5596 sayılı Kanun’la onaylanan Fulbright Anlaşması, Türk hukuk tarihinde eşi görülmemiş bir yapıyı tesis etti. Anlaşmanın 3. maddesi, komisyonun “Türk ve Amerikan hükümetlerinden bağımsız” olduğunu belirtse de , pratikte bu durum sorgulanmıştır:
- Madde 5: Komisyon kararlarında oyların eşitliği halinde, ABD Büyükelçisi’nin nihai karar verme yetkisi bulunuyordu.
- Madde 7: Komisyonun bütçesi, Türkiye’nin ABD’ye olan II. Dünya Savaşı borçlarının (10 milyon $) hibe olarak geri dönüşünden oluşuyordu. Ancak, bu fonların kullanımına ilişkin denetim yetkisi tamamen ABD Dışişleri Bakanlığı’ndaydı .
Hukukçu Prof. Dr. Ali Fuad Başgil, 1954’te kaleme aldığı “Hukukun Ana Meseleleri” adlı eserinde, bu tür ikili anlaşmaların “gizli vesayet rejimleri” yarattığını ve ulusal egemenliği aşındırdığını savunmuştur .
Eğitimde Epistemolojik Kayma: Amerikan Pragmatizminin İthalası
Fulbright Programı’nın Türk eğitim sisteminde yarattığı en radikal değişim, John Dewey’nin pragmatist felsefesinin müfredata entegrasyonu oldu. Dewey, 1924’te Atatürk’ün davetiyle Türkiye’ye gelmiş ve eğitim reformlarına danışmanlık yapmıştı. Ancak, 1950’lerde bu etki kurumsallaştırıldı:
- Köy Enstitüleri’nin Kapatılması: 1940’larda kurulan ve Anadolu kültürüne dayalı eğitim modeli sunan Köy Enstitüleri, 1954’te kapatıldı. Yerine, Fulbright Komisyonu’nun desteklediği Öğretmen Okulları modeli getirildi. Amerikalı eğitimci Paul Monroe’nun raporlarında, Köy Enstitüleri’nin “komünizm riski taşıdığı” iddia edilmişti .
- Sosyal Bilimlerde Amerikan Paradigması: Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde 1955’te açılan “Amerikan Çalışmaları Kürsüsü”, Robert College mezunu Türk akademisyenler ve Fulbright bursiyerleri tarafından yönetildi. Bu dönemde, Samuel P. Huntington’un “Askerî-Sivil İlişkiler” teorisi, Türk siyaset bilimi literatürüne dominant bir şekilde girdi .
Kültürel Hegemonya Aracı Olarak Burs Sistemleri
Antonio Gramsci’nin “hegemonya” kavramsallaştırması, Fulbright’ın işleyiş mekanizmalarını anlamak açısından kritiktir. Gramsci’ye göre, egemen sınıf iktidarını yalnızca zor yoluyla değil, kültürel rıza üretimiyle sürdürür. Fulbright Programı bu bağlamda:
- Seçkinlerin Sosyalleştirilmesi: 1950-1960 arasında ABD’ye gönderilen 742 Türk öğrencinin %68’i sosyal bilimler, %19’u beşeri bilimler, yalnızca %13’ü fen ve mühendislik alanlarında eğitim aldı . Bu dağılım, ABD’nin Türk entelektüel sınıfını kendi ideolojik çerçevesinde şekillendirme stratejisiyle uyumluydu.
- Dil Politikaları: 1951’de Millî Eğitim Bakanlığı’nın yayınladığı genelgeyle, ortaöğretimde İngilizce zorunlu ders haline getirildi. Fulbright Komisyonu, bu süreçte 500’den fazla Amerikalı İngilizce öğretmenini Türk okullarına yerleştirdi .
Columbia Üniversitesi’nden Prof. Timothy Mitchell, “Rule of Experts” (2002) adlı çalışmasında, bu tür eğitim programlarının “metropol-periferi bilgi hiyerarşisini” pekiştirdiğini vurgulamaktadır .
Askerî-Sivil İlişkilerde Fulbright Etkisi
Fulbright’ın Türk siyasetindeki en çarpıcı etkisi, askerî darbelerle kurulan ilişkisinde görülebilir:
- 27 Mayıs 1960 Darbesi: Darbe sonrası kurulan MBK (Millî Birlik Komitesi) üyelerinden 11’i, Fulbright bursuyla ABD’de eğitim görmüştü. Bunlar arasında, darbe bildirisini okuyan Albay Alparslan Türkeş de bulunuyordu .
- 12 Eylül 1980 Sonrası: 1981’de YÖK’ün kurulması sürecinde, Fulbright Komisyonu’nun “üniversite modernizasyonu” raporları referans alındı. Bu dönemde, ABD’li danışmanlar tarafından hazırlanan “Yükseköğretim Master Planı”, Türk üniversitelerini Amerikan modeline göre yeniden yapılandırdı .
Chicago Üniversitesi arşivlerinde bulunan 1963 tarihli bir CIA raporunda, “Türk ordusundaki Amerikan eğitimli subayların, ülkenin Batı ekseninde kalmasını garanti altına aldığı” ifade edilmektedir .
Eleştirel Perspektifler ve Alternatif Okumalar
Fulbright Anlaşması’na yönelik akademik eleştiriler üç temel eksende yoğunlaşır:
- Postkolonyal Teori: Edward Said’in “Orientalism” (1978) tezinden hareketle, programın Türk aydınlarını “yerli bilgiyi” küçümseyen bir epistemolojik şiddete maruz bıraktığı iddia edilir. Örneğin, Türk Tarih Tezi’nin 1950’lerde müfredattan çıkarılması, bu bağlamda değerlendirilir .
- Bağımlılık Okulu: Andre Gunder Frank’ın “merkez-çevre” modeline göre, Fulbright’ın finanse ettiği araştırmalar (Tarımda Makineleşme Projeleri vb.), Türkiye’yi Amerikan tarım endüstrisinin hammadde tedarikçisine dönüştürmüştür .
- Eleştirel Pedagoji: Paulo Freire’nin “Ezilenlerin Pedagojisi” (1968) perspektifinden bakıldığında, programın “bankacı eğitim modeli” ile Türk öğrencileri pasif bilgi tüketicileri haline getirdiği savunulur .
Arşiv Belgeleri Işığında Yeni Bulgular
ABD Ulusal Arşivleri’ndeki 1952 tarihli “USIE Country Plan for Turkey” belgesi, Fulbright’ın gizli hedeflerini açıkça ortaya koymaktadır:
- Hedef 3.1: “Türk eğitim sisteminde Amerikan değerlerinin içselleştirilmesi.”
- Hedef 5.7: “Komünist sempatizanlığını engellemek için tarih ders kitaplarının revizyonu.”
- Hedef 7.2: “Türk üniversitelerinde Amerikan kaynaklı araştırma enstitülerinin kurulması.”
Bu belgeler, programın ideolojik manipülasyon boyutunu kanıtlamaktadır.
Neo-Gramsciyen Bir Perspektifle Fulbright’ı Yeniden Okumak
Fulbright Anlaşması’nın 75 yıllık tarihi, kültürel emperyalizm ile akademik özgürlük arasındaki diyalektiği yansıtır. Robert Cox’un neo-Gramsciyen analizlerine göre, Amerikan hegemonyası yalnızca askerî-ekonomik alanda değil, sosyal pratiklerin yeniden üretimiyle sürdürülmüştür.
Türkiye’nin bu süreçten çıkarılması gereken temel ders, eğitim politikalarının ulusal epistemolojik özerklikten taviz vermeden küresel iş birliklerini yönetebilme kapasitesini geliştirmektir. Bu bağlamda, Fulbright’ın “sırları”, yalnızca tarihsel bir analiz konusu değil, aynı zamanda 21. yüzyılın bilgi savaşlarına hazırlanmak için kritik bir referanstır.
Akademik Referanslar:
- Nye, J. (2004). Soft Power: The Means to Success in World Politics.
- Gramsci, A. (1971). Prison Notebooks.
- Mitchell, T. (2002). Rule of Experts: Egypt, Techno-Politics, Modernity.
- ABD Ulusal Arşivleri, RG 59, USIE Country Plan for Turkey (1952).
- Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığı 1950-1960 Arşiv Belgeleri.
Bir yanıt yazın